9 Kasım 2015 Pazartesi

Gömülmesi gereken yazı

Üzerinde "Kullanılması durumunda yanetkilerinden biri intihar girişimidir, ancak bu düşünceyi eyleme geçirme ihtimali sadece %1'dir." yazan ilaçları kullanan birinin ölümünden sonra ''Düşünmemek için ne yapabilirim?'' şeklinde soru bile sormadım kendime. Çünkü içinde en az 0.01 bile olsa her şeyin ihtimalini barındıran dünyadayız. Dikkatli  bakarsan, hepimizin krokisi aynı yani. Belki ben de senin yaptığın şeyi farklı şekilde uyguluyorumdur, ya da en kısa benzetmeyle ''kestirme ve uzun yol'' farklı değildir. Ama emin ol ki aynıyız. İkimiz de kurtulamayacağız. Ölsek bile kurtulamayacağız. Tek fark bunu ben senden biraz daha yüksek sesle söyleyeceğim. Ya da sen benden biraz daha geç fark edeceksin. Kendiyle çelişen insanlarız moruk. Sakın "Neden, nasıl" diye sorma, bunun ispatını yapmak sadece zaman kaybı olur, zira tamamen inanmadığın argümanlar masaldan farksızdır. Her neyse. Bütün düşüncelerini yazarak, çizerek, konuşarak tepki haline getirebilirsin. o nedenle aklındaki bütün soruların cevabı, aslında sorularının içinde can çekişiyor. Yeter ki görmeyi dene. Seni bilmiyorum, lakin ben her şeyi sınayarak öğrendim. Bununla beraber çok büyük bir şeyi de beraberinde fark ettim. "Düşünmemek için ne yapabilirim?" sorusunu dahi unutturacak kadar tehlikeli bir şeyi fark ettim hem de. Çünkü düşünmek tehlikeliydi ve ondan daha tehlikeli şeyler de var olmak zorundaydı. Vardı da. O da ilginç bir bilgi öğrendiğinde denemekti. Nasıl mı? Örneğin; kutu kolanın içine bir yemek kaşığı tuz ve 8 tane limon çekirdeği atıp hafif karıştırıp içersen apandistin patlar. Bir saat içinde müdehale gerçekleşmezse de ölürsün. Şimdi ''Bunu denemekle düşünmenin ne alakası var yeaaa?'' diyebilirsin, fakat gün içinde fark etmediğin, daha açık ifadeyle "siklemediğin" bir insan, sırf birileri kendini dikkate alsın diye üstte verdiğim %1'i düşünüp, o ilacın dozajını kafasına göre artırıp, bu ihtimali eyleme geçirip ve geriye kalan %99'luk et yığınını korkutmak istemiş olamaz mı? Ya da şöyle söyleyeyim; Galatasaray'ın 2000 yılındaki Uefa Kupasını alma ihtimali %5'ken o kupayı alıp, devamında da Real Madrid ile Süper Kupa finalinde karşılaşıp, kağıt üzerindeki kazanma ihtimalinin %1'ini hayata geçirmek için tüm oyuncular %99'unu harcamadı mı?

Peki, sen %1'in için %99'unu feda ettin mi?

Edebilir misin?

Yarrağı mı edersin.



Merhaba.
Bu sefer farklı bir giriş yapayım dedim kuzen. Beğendin mi? Hakan Günday haksız moruk. "İnsanı çaresiz bırak, iç organlarından roket yapar" demiş ya. Yalan işte. İnsanoğlunu çaresiz bırakırsan en fazla Allah'a sığınır. Onu da çaresizlikten yapar. Dawkins götü de buna "yalakalık" der. Konumuza dönelim, kaynatmayın. Asıl roket yapan kısım "her şeyin farkına varan" insanlardır. Onlar bilir, bu anasını siktiğimin dünyasından kurtulmanın tek yolunun Azrail'den önce çekip kendi kafasına sıkmak olduğunun.


İşte o zaman bir anlamı oluyor cehennemin. Çünkü o tarz insanlar düşünmez moruk çıkıp çıkmayacağını. En azından yerim yurdum belli amına koyim fikrini benimserler. Ha unutmadan bu bir öneri değil, kırarım kafanı iyi anla beni. İndir evladım elinden o dönüş biletini.


Alzheimer (bunama) hastası olan birinin ilaçla intihar etmesine ne kadar inanırsın?

- Ben hiç inanmam.


"İntihar nedir?" sorusuna karşı, "Tanrı'nın aklına senin için bir ölüm senaryosu gelmemiştir. Sana bırakmıştır Azrail'in işini..." şeklinde bir cevap aldın mı hiç?

- Ben aldım.



Hep soruyorum ya moruk, "Ne için yaşıyorsun bu hayatta?" diye. Ben bunu sürekli sordum ve soruyorum kendime. Cidden soruyorum lan. Tek cevabım var elimde. Bir tane. O da ne biliyor musun; "Nasıl öleceğime karar veremediğim için yaşıyorum". İnan bana böyle. Yani ne bileyim oğlum, hiçbir beklentim yok. Olsa da anlamı yok. Düşünsene kuzen, bir şeyler yapıyorsun ve karşılığında aldığının toplamı sıfır ediyor. Anlamsızlığın koynunda anlam aramaya çalışmak. Abi ölünce geride ağlayacak, üzülecek veya sevinecek insanların dışında ne kalıyor lan geriye? A tabii borçların vs. Sor kendine. Bundan yüz yıl sonra yaptıklarına veya yapamadıklarına kim anlam yükleyecek veya sövecek? Kim hatırlayacak seni? Hatırlasa ne olacak?


Hatırlanmak için "iyi" olmak yeter. Yılda bir kere hatırlar orospu çocukları. Ama unutulmamak için "kötü" olman gerekir. Her saniye akılda kalırsın. Hatta çocuğu bile nefret eder senden. Ama "iyi" insanlar, ardından üzülmesini istemediği insanlara "kötü" davranır. Anlıyor musun?

Anla amcık anla!

Üzerinde "içersen ölürsün" yazısı yazan sigara paketinden ne farkı var lan içinde bulunduğun dünyanın?

Hayatını yok edeceğini bile bile niye rol yapıyorsun, sana ait olmayan dünyada yaşarken?

İçtiğin sigara mı zarar veriyor sana, yoksa içmeni sağlayan satıcı mı?


Lan her şeyi siktir et; sırf annesi için yaşayan, yaşadığı hayata katlanan insanın gözünden ne kadar değerlidir ki bu yaşlı dünya?


Moruk ciddi ol iki dakika ve kendine sor hazır ayakta, hayatta ve zamanın varken bir şeyelere. Niye inanıyorum diye geçir aklından. Ölünce fırsatın olmayabilir. Burada söylediysen mutlaka duyar seni. Sadece on saniye ölümü düşün ve buna rağmen delikanlı olmaya çalış. Sonra anlam ile mantığı karşı karşıya getir. Bakalım nasıl oluyormuş amına koyim.

Cevabını bildiğin sorular vardır bu hayatta. Hazır yeri gelmişken onların da götüne koyayım.

Hayat sana kitabı verir ve göstermediği üniteden sınar seni. Tıpkı cevabını bildiğin soruları sorarken duyup inanmaya mecbur olduğun yalanlar gibi. O yüzden senin de hayattan aldığın dersleri sikeyim.



İlaç molası.


Devam edecem bu yazıya. Hele bunları okuyun da.




Şimdilik bu kadar!




Mesut Cihan Demirel. 

6 Kasım 2015 Cuma

Başlığı okuyan koysun

Merhaba.
Bak madem girdin bu bloga, yazacam şeyleri dişlerini fırçalar gibi okuma. Mecburiyetten dolayı oku. Mecbur hissettiğin için oku. Yarıda bırakacaksan lütfen okuma.

Başlıyorum, elimi tut.

Hayatında kaç kere aşk acısı çektin? Ya da hâlâ çekiyor musun? Herhangi bir şeyin acısını çekiyor musun ya da? Ya da ya da veya...

Ben çok büyük acılar çekmedim de çeken insanları biliyorum kuzen. Geçen seneye kadar bir kadın vardı, huzurevinde ziyaret ettiğim. Kadın tam 20 yıl tımarhanede yaşamış. Yeminle bak. 40 yaşından sonra da huzurevine vermişler. İlk kitabı yazarken çoğu kez böyle yerlere giderdim. Huzurevine çok gitmezdim ama bu kadın ruh hastası teşhisiyle oraya gidince dikkatimi çekti hikâyesi. Kendime mani olamadım ve bulaştım hikayesine. Kadın hiç kimseyle konuşmuyordu moruk. Amcam sayesinde konuşma fırsatı buldum. Ulan sanki ilk defa sevgilisiyle buluşacak olan biri vardı nabzımda ve damarlarımın üzerinde rodeo pozisyonundaydı. (O pozisyonu da açıklayayım da aklında bir şey kalmasın. Rodeo Pozisyonu: partnerinizle dogystyle pozisyonundayken kulağına eğilip "annen de bu pozisyonu severdi" deyip üzerinde durmaya çalışma pozisyonudur. Dogystyle: domaltma.) Her neyse. İçeri girdiğimde zayıf ve çökmüş bir kadın vardı. Ağzında pek dişi kalmamıştı. Bunun sebebi de sigaraydı. Günde 10 pakete yakın sigara içermiş. Geceler hariç. Uyduğunu gören yok bu arada. Abi bu kadınla ilk gün konuşamadım. Sadece yüzüme baktı. Ben de birkaç bilgi edinmek istedim kadın hakkında. Dosyasını inceledim ve ailesine ulaştım. Sadece annesi ve kız kardeşi kalmış geriye. Merak ya moruk, görüşme kararı aldım. İçimde yine heyecan var. Buldum evlerini. İki gün cesaret edemedim ama kapıya yaklaşmaya. Çünkü ne diyeceğimi, nasıl başlayacağımı bilmiyordum. Zaten nasıl giriş yapılır ki bu konuya?


Neyse moruk, kapıya geldim ve çaldım. Yaşlı bir kadın açtı kapıyı. Kendimi tanıttım önce. Sonra geliş sebebimi söyledim. Kitaptan girdim konuya ve baya anlattım. Kadın önce anlamadı ama sonra içeri buyur etti. Hemen konuya girdim. Kadın hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İlk kelimesi "çok pişmanım" oldu lan. Kadın anlattıkça ben daraldım. Yeminle bir sigara yakasım geldi. Sonra da kolumda söndüresim. İçim kıyıldı.


Hiçbir insanı uzvunuz kadar sevmeyin. İnsan kaybedersen yaşarsın, uzuv kaybı işkencedir. Öldürmez ama ölmek için sebebin vardır.


Evden çıkıp huzurevine gittim. Sonra her gün gittim. Kadın sigara içtikçe ben tükendim. Tam üç ay sadece yüzüme baktı. Üç ay sonra ilk kelimesi "ölüyorum" oldu. Öleceğini hisseden tek yaratık komodo ejderi derler ya, kadın da bildi lan. Üç ay sonra öldü. Mezarını bile yapmadı ailesi. Kimsesizler mezarlığına gönderildi.


Hikaye şöyle moruk; kız birini seviyor ama aileler vermiyor. Sebepleri de akraba olmaları. Bazı geleneklerde kirve çocukları evlendirilmez. Yasaktır adetlerine göre. Her neyse. Üç yıl sonra kızın ablasıyla sevdiği çocuğun abisi evleniyor. Kadına da inme gibi bir şey oluyor ve babasını öldürüyor. Cezaevine, oradan da tımarhaneye gidiyor. Son durak da huzur evi oluyor. Kız aileden kimseyle görüşmüyor. Sadece sigara ve hap kullanıyor. Konuşmuyor.



Ne kadar saçma değil mi? Öyle. Sen de bazen dünyadan çok saçma sapan bir dizide yaşadığını hissediyor musun? Birilerinin seni seyrettiğini düşünüp onlardan özür diliyor musun; adını da Allah, Rab veya Tanrı koyuyor musun? Diziyi seyredenin inancının sahibi olduğunu düşünüyor musun hiç? Ben hep düşünüyorum moruk. Espri yapmıyorum. Ciddiyim. Günde belli miktarda hap alıyorum ve odamda iki kişi başımda bekliyor benim. Her gece halüsinasyon görüyorum. Bunları da övünmek için değil ne kadar berbat halde olduğumu anla diye söylüyorum. Şükretmen için de söylemiyorum.

Zaten her gün birilerinden daha iyi halde olduğunu bilmek için yaşamıyor musun sen de?

Başarıyı sırf birilerine hava atmak veya kıskandırmak için istemiyor musun?

Düşmanlarını acı çekerken seyretmek için o amına koduğumun jiletini damarına vurmaktan vazgeçmiyor musun, her sabah erken kalkmak zorunda kaldığında?

Sevenlerini üzmekten çok sevmeyenlerini sevindirmemek için sakınmıyor musun kendini, karşıdan karşıya geçerken?

Porno seyrederken komşunu aynı pozisyonda sikmeyi hayal etmiyor musun? Öyle düşünerek avuçlamıyor musun aletini?


Samimi değiliz kuzen. Hem de en üstte söylediğim "diş fırçalama" örneğinde olduğu gibi, hatta sağlığından çok karşı cinsle görüşmeye giderken kullanmak için evinde tuttuğum x marka diş macunu ve x büyük marka diş fırçasının amacı gibi. Ben artık sıkılıyorum. Kendimi öldürmemek için veriyor o amcık ağızlı doktorlar bu ilaçları ama ben kendimi zaten çoktan öldürmüş durumdayım. Amacı olmayan bir insan en fazla nefes alır. Ortada savaş olabilmesi için bir direnç olmalı. Moment olayı olmalı. Ancak ben halat çekme oyununda sadece tutunuyorum halata. Zıt yönde çekilen ipler birbirine sarılınca aynı yöne ilerlerler. İnsanlar, en fazla öyle görülür sadece. Öyle olmaktan çok öyle görünen ve görünmeye çalışan herkesin götünden sikeyim.


Bizim durumumuz; alkol alan birinin iyice sarhoş olduktan sonra, arka camında kocaman "Allah korusun" yazan arabaya binmesine benziyor amına koyim. İnsanlığımız da öyle. Sahteyiz oğlum. Çekmediğimiz, çekemeyeceğimiz acıları tarif etmekten başka bir sik bilmiyoruz. Katılmıyor musun sözüme? O zaman git eline kerpeten al ve ayak tırnağını sökmeyi dene. Sorna da ayakkabı giyip koş. Yarrak yaparsın! Tırnağın kırılsa üç gün yürüyemezsin amın feryadı. Neyin tarifini yapıyorsun?


Son olarak, kaval kemiğin kırılırsa yürüyemezsin. Dişin kırılsa yiyemezsin. Kalp de öyle. Kırılırsa sevemezsin. Sadece şuna cevap ver; kaçıncı sevgilinle berabersin, ya da kaçıncısından ayrıldın?


Demek ki daha kırılmamış. (mı?)



Bu kadar!



Mesut Cihan Demirel.

2 Kasım 2015 Pazartesi

Acı eşiğine yıldırım düşer mi

Merhaba kuzen.
Bir şeyler paylaşacam senle ama okuduktan sonra unut, anlaştık mı?

Anlaştığımızı varsayıyorum ve yazmaya başlıyorum. Gerçi unutmasan da bir sike yaramayacak yazdıklarım. Çünkü bana göre yükümü hafiflettiğini düşündüğüm şeyler yazdığımı zannediyorum. Hani bubi tuzağı kitabımda "cehennemde yanarken herhangi bir yere tutunmanın acını hafifileteceğini düşünmek..." diye devam eden bir cümlem vardı ya, bu da onun gibi işte. Cehennemdeyim ve yazmak, yazarak paylaşmak acımı hafifletir gibi hissediyorum. Yalan da olsa inanacak bir şeyler bulmak zorunda insan. Ciddiyim moruk. İn aşağı anlatacam birazdan.


Bir buçuk metreden yakın mesafede oturan beyaz önlüklü felaket tellalından "kendinizi en kötüsüne hazırlayın" cümlesini duydun mu hiç?

Bir cümleyle dünyan yıkıldı mı lan senin?

Sur ne ki o cümlenin yanında amına koyim!


Bir insanın iş tecrübesi fiziksel olarak nasıl anlaşılır, bilir misin? Mesela bir kasap? Şişmandır değil mi? Peki ya berber? Ya da gözlüklü bir terzi? Üstte tırnak içine aldığım cümleyi söyleyen doktor o kadar geçti ki, hayatında hiç ölüm görmemiş gibiydi. Söylediği insan 70 yaşındaydı lan. Evet, o yaştaydı ve benim hayatımda ilk tanıştığım ölü olacaktı. Herkes ölüyor moruk. Her şey toprak olmaya mecbur. Yok olmaya, çürümeye ve çirkinleşmeye mecbur. Duyguların dahil. Somut ve soyutun sarıldığı, seviştiği tek nokta burası. Ölüm!


Bazı insanlar, hatta benim gibi çoğu insan kupa bardağın kulpundan tutmak yerine sarmalayarak tutar içindekini içmek için. Eğer içindeki kaynar derecedeyse kulpundan tutar. Eli yanmasın diye. Bunu niye söyledim biliyor musun? Çünkü doktor "en kötüsüne hazırlayın kendinizi" dediğinde içimiz yanıyordu ama yine de sarmalayarak tutunuyorduk hayata, doktorun kurduğu cümlenin kırdığı kollarımızla. Elini yakacağını bile bile sobaya soktun mu hiç dirseğine kadar? Bu da öyle bir şeydi işte. İçimiz de cehennemdi, tutunduğumuz hayat da!


Tam 8 sene moruk. 8 sene yaşattık babaannemi. Amcalarım, babam ve halalarım yaşattı annelerini. Sonra bir gün, İsrail'in suru üflemesi gibi, babam da telefondan üfledi kulağıma "babaanneni kaybettik" diye. Bir söz var ya "öğrenilen çaresizlik" diye, aynını yaşadım. Ne kadar hazır olursan ol, ne kadar prova yaparsan yap o an ruhunu tırnaklıyor bazı duygular. Bkz. Gözyaşı.


Bazı insanlar kanayan yaralarını dudaklarıyla bantlar, emerek!



O günden bir ay sora da dedem gitti. Bunlara rağmen babam bir gün ses etmedi. İsyan da etmedi. Öylece yaşamaya devam etti moruk. Acaba delirdi mi, diye çok kontrol ettim. Gülme orospu çocuğu! Adam sırf kardeşini kaybetti diye 6 paket sigara içiyordu günde. Gülme sikerim o ananı senin. Neyse. Gayet sağlıklıydı herif. Adam kabullenmiş oğlum. Ben kendim için düşünüyorum da, götü başı dağıtırdım herhalde. Sen de düşün amına koyim, saatte 240 km hızla giderken arabanın ön iki tekerinin patladığını ve o amına koduğumun arabasından sağ çıktığını! Yani diyorum ki; babam CIA ajanı olayını yanlış anlamış, ACI ajanı olmuş. Hehehe. Ne kadar komik, değil mi? Hadi el ele tutşup şükredelim. Bizden daha az nefret et tanrım. Lütfen. Telatabileri ve Hugo'ya küfreden çocuğu da alın aranıza.


Ben diyorum ki, bu siktiğimin dünyasındaysan boşuna umut etme oğlum. Umut, bir kadını anal sekse ikna etmeye çalışırken "hiç acımayacak" demek kadar saçma bir şey. Çünkü birileri ölürken çok acıyor, birilerini yaşarken kaybetmek çok acıtıyor ve bunları bilerek yaşamaya devam etmek çok ama çok acıtıyor. En başta "Yalan da olsa inanacak bir şeyler bulmak zorunda insan" dedim ya kuzen, babamdan yola çıktım onu derken. Yoksa ölürdü. Kesin ölürdü. Ben de yaşıyorsam eğer şu an, o yalanın içinde ben de varım düşüncesiyledir işte. 

Anlıyor musun?

Yani diyorum ki; Nietsche, "Tanrı öldü!" naraları atarken, birileri çıkıp "Asıl kahraman ölürse dizi biter akıllım" demeliydi. Sen de şöyle buyur son Zerdüşt, ayakta kalma.


Mutlu veya mutsuz, her film biter. Ama her son, bir acı doğurur.



Kıyametten sonra dünyayı en son terk eden götoğlanı, senin de şerefine!



Bu kadar!





Mesut Cihan Demirel.

19 Ekim 2015 Pazartesi

Manası yok (+18)

Merhaba kuzen.
Bu yazıyı tesadüfen duyduğun ve dinlerken de tribe girdiğin şarkılar gibi oku. (Bkz. Araba,radyo,internet,sokak)


Tekrar merhaba la. Bir merhaba ile hayatı değişen psikopatları tanır mısın, yoksa senin de öyle insanların oldu mu? Ya da ilk görüşte aşık oldun mu? Gerçi o ilk görüşte aşk muhabbeti artık sanalda "selam" yazmak anlamına geliyor değil mi? Ulan çok orospu çocuğusun he. Cidden bak. Karı kızın memesini açmak için giremeyeceğin kılıf yok amına koyim. Hele sen? Sen sen. Senden bahsediyorum küçük motor. Sen farklı mısın? Değilsin. Anlatacağım merak etme.


Başlayayım.

Muzaffer, Facebook'u sadece arkadaşlarıyla muhabbet için açmıştı. Sonra her önüne geleni eklemeye başladı. Kendini durduramıyordu. Kötü bir şey yaptığını fark etmiyordu, çünkü bu sayede çok insan tanımıştı. Zamanla paylaştığı şeyler nedeniyle etrafı tarafından sevilmeye ve taktir edilmeye başladı. O kadar mutluydu ki anlatamam. Artık sözleri her yerde ismiyle paylaşılıyordu. Adına açılmış bir sürü sayfa, blog ve site vardı. Bir gün sonun başlangıcı olan Selma isimli bir kız ona mesaj attı. Muzaffer de istemsizce karşılık verdi... Ve... ve evlendiler. Şimdi de çok mutlular... hee yarrağımı ye. Sırlar Dünyası'nı çekiyoruz sanki. Bu mu amına koyim? Gel aşağıya anlatacam sana.


Oğlum biz ne kadar pis insanlarız lan. Şu anasını siktiğimin sanalında neden böyle peygamber gibi takılıyoruz? Niye ulan? Ne gerek var? Popüler olmaya veya farklı görünmeye çalışmak zorunda neden hissediyorsun kendini? Manyak mısın? Hey! Arkadakiler, dersi dağıtmayın evladım!


Kuzen inan bana mutsuzum. Her gün yarak kürek şeyleri düşünmekten ve kendi kendimi sıkıntıya sokmaktan başka bir bok bilmiyorum. Her şey 2012 yılında başladı. O yılda kaybedilmeyecek her şeyi kaybettim. İlk önce kendimi kaybettiğimi de şimdilerde anlıyorum. Bunu bana elimdeki ilaçlar söylüyor. Gizli gizli hap içmek nedir bilemezsin. Bunun sebebini gizlemek ne demektir hiç bilemezsin. Ulan Allah o kadar gizli değil be. Neyse. Hiç sevdiğin birini annenle veya babanla tanıştırdın mı? Peki bunu kaç insana yaparsın? En fazla üç.(mü?) Ben iki insana yaptım. İkisi de hayatımın çerçevesini sikti lan. Annem üzülmesin diye hep kendimi suçladım. Hatta annem inansın diye neler yaptım neler. "Sen bu kadar kötü olmayı nereden öğrendin oğlum?" sorusunu sorduracak kadar sevdim amına koyim. Anlıyor musun? Siktir orospu çocuğu. O kafanı sakso çekerken salla öyle. Bana "evet" demek için yapma. Ayrılık sebebin ne olursa olsun, o sebebi birilerine anlatırken karşı tarafı suçlamak için kendine göre budarsın. Bunu hepimiz yaptık, inkâr etme. Ben etmiyorum artık. Gerçi itiraf edersen, kimse gerçek olduğuna inanmaz. İnanmıyor sığırlar. "Ay ne kadar dürüst bir insan" derler genelde. Bkz. Memetali.


Kızlarda bir durum var moruk. O da "eski sevgilim bana tecavüz etti" inancıdır. Buna kendilerini inandırmak için verdikleri çabayı Allah'a inanmak için vermezler. Doğru olmadığını bilirsin, ama inanırsın. Çünkü senin de derdin onu sikmektir. O kadar kaptırırsın ki "vay orospu çocuğu" demekten alıkoyamazsın kendini. Hikayenin sonunda kendin de aynı yerde olursun ama görmezden gelirsin gerçeği. Neden? Çünkü o yalanını siktiğimin kızına yaranmak gibi ulvi bir görevin vardır. Çünkü yakınlaşırsan sana memesini de atar. Çünkü o tecavüze uğrayan kız artık (öyle inanan kız) kaybedecek bir şeyi yokmuş gibi davranır. Hani dünya sınav yeri ya, sınan yavrum sınan. Abi şu yalanı bırakın. Canım çekti, verdim deyin amına koyim. Neyin kafasını yaşıyorsunuz la? 


Şimdi bir erkek için sevgilisini babasına söylemek çok zordur. Ne olursa olsun bunu söylediği hatun senin hayatının başlığıdır. Anafikridir, özetidir. Peki, ayrılırsan ne olur? Bkz. Ananın amı. Kız için de öyledir. İlk kazıktan sonra ''artık kimseye inanmıcam yöğaaaeaa'' deriz, ama aynını kendimiz de atarız. Sonra Kazıklı Voyvoda gibi takılırız. Çünkü senin Aduket'indir o kazıklar. Karşılıklı atarız.



Hayat, yüklenilen anlam kadardır kuzen. Normalde saçma gelen şeyler, bir insanla paylaşılırken çok anlamlı olur. Bunu sen de yaşadın, ben de. O halde hayatın anlamı bir insan mıdır, yoksa o insanla başka bir insan yapmak mıdır, cevabını sen ver. Ama benim için tek anlam var, o da imkansız denilen şeyleri seyretmek. Sürekli olarak.


İspanya Ligi'nde Rayo Vallecano diye bir takım var. Eşcinsellere destek olmak için Gökkuşağı renginde forma yaptılar. Sırf cinsel tercihlere saygı duymayanlara tepki için. İyi de oldu aslında. Ama bizim ülkede bunun için "onur yürüyüşü" adı altında polis ve halkla kavga edildi resmen. Çünkü bizim burada uygulama yanlıştı. Çift taraflı yanlıştı. O kadar yanlış ki,bu ülkede hiçbir futbol kulübü bunu yapamaz. Tepki vereyim derken tepkiden korkar. Bkz. Lut kavmi.


Gerçi bizim ülkede İstiklal Marşı'ndan, ölen insanlara kadar ıslıklanır durumda.


Her neyse. Aynı kulüp, gri üzerine pembe şeritli bir formayla iki gün önce sahaya çıktı. Şimdi bunu herhangi bir insana göster "bu ne amına koyim" der. Hatta Arda Turan'ın, Galatasaray'ın pembe forması için çekilmiş küfürlü videosu bile vardı. Ama sen bu formanın "kanserle mücadele" amaçlı yapıldığını ve üstüne üstün her satışın 5 Dolarını da o tarz derneklere bağışlanacağını söylersen herkes alır. Çünkü bir anlamı olur. Anlıyor musun? İlişkiler de böyle işte. "Ciddi düşünüyorum" dediğin kız için kimse laf etmez, ama diğer türlüsü için eve atmana bile yardımcı olurlar. Sakın kıvırmaya çalışma, o insanlığını çıkmaz sokaklarda sikerim senin.


Biz insan değiliz oğlum. Ezan sesi duyunca camiye gitmek yerine müziği kısmaktan başka bir bok bilmiyoruz. Hangi insanlık? Sürekli başa dönüş yaşayan birini düşün moruk. Getir gözünün önüne, ya da böyle bir manyağa dönüştüğünü düşün ve şunlara benzer sikimsonik (anlamlı) soruları sor kendine:
Kaç insanı tanıştırabilirsin ailenle?
Kaç insanı sevebilirsin ömründe, çıkarsız olarak?
Kaç insanın seni sevmeyişinden bile umudunu yenilersin, kendini kandırarak?
Kaç insana güvenirsin aklına ''acaba?'' dahi getirmeden?(Buradaki dahi, Einstein veya Tesla anlamında değil)
Kaçına derdini sıkılmadan ve sıkılmayacağını bilerek anlatırsın en baştan, sürekli, daima, yorulmadan?
Kaç kişinin umurundasın lan sen?
Kaç kişi elini senin yerine taşın altına koyar?
Kaç insan senin yanında uykusuz, parasız, çıkarsız, amaçsız, kalır?
Kaç kişi alır seni gerçekten hayatına, hiçbir şey vaat etmediğin halde?
Kaç insan görür içindekini, sen söylemeden önce?
Kaçı seni gerçekten sahiplerin lan?

Konuşsana?


Yalan oğlum yalan. Bak yemin ederim sana, her şey yalan. Ulan anan bile baban ölünce koca arar, burası böyle bir dünya amına koyim. Bak ne anlatacağım, bir kız arkadaşım var, ismi önemli değil ama çok hümanist ve atarlı biridir. Geçenlerde konuşurken bana sevgilisinin askerde olduğunu söyledi ve çok sevdiğini ekledi cümlenin sonuna. Hiç uzatmayacağım. Şimdilerde ne yapıyor biliyor musun? Biri gelip siksin diye otel ve her gün başka bir sevgili ayarlıyor. Belki gün içinde iki farklı şehirde, iki farklı geri zekalıya aynı yalanları söylüyor. Gel de anasını sikme böylelerinin. E oğlum sen farklı mısın? Hayatında hiçbir kızı ''acaba motor mu?'' düşüncesiyle farklı numaralardan aramadın mı, mesaj atmadın mı? Şimdilerde aynı şeyi fake hesaplarla yapmıyor musun? İnkar etme, senin ruhunu cehennemin en dibinde sikerim. 112'yi bile arayıp işleten insanların olduğu ülkedeyim ben, sakın inkar etme!


Şimdi çok küfür ediyor gibi görünebilirim ama böyle moruk. La benim en samimi olduğum, ağzından Allah lafı düşmeyen dostum dediğim adam bile nişanlısını sikmemek için başka kızları ayarlayıp arabada sikiyor amına koyim. Hangi insanlık? Gerekçesi de, ''ne yapayım, nişanlımı mı sikeyim?'' ya da ''kanka insan sevdiği kızı sikemez ya'' gibi oluyor. Oğlum, sikerim sizin olmayan insanlığınızı, Allah'ı inkar eder gibi hem de! Sen de aynı değil misin gavat, ne hayıflanıyon? Hiçbir arkadaşına ''ya oğlum insan sevdiği kıza sik kaldıramıyor'' demedin mi? Böyle olmasa bile yumuşatıp söylemedin mi? Et et, inkar et orospu çocuğu.


Ben kendime de sövüyorum oğlum. Millete bornozlu videosuyla şov yapan bir kızı annemle tanıştırdığım için sövüyorum, her sike anlam yükleyip ''geçmişinde ben yoktum yaaa'' diye düşünüp görmezden geldiğim için, birilerini üzdüğüm için, annem için, annem için (Bkz. Emre Aydın). Ve ne yazık ki, Allah'ın her günü götüme soktuğu kazığı da göremedim. Bu kadar sığırken nasıl göreyim? Ya da görsem ne değişecekti? Belki de gördüm. Şimdi diyorum ki, sonuna kadar hak ettim. Sen bunu diyebilir misin? Sözde yediğin kazığı anlatmak yerine ''hak ettim'' dedin mi, Hallac-ı Mansur'un ''en'el hak!'' dediği gibi, gururla? İtiraf et, diyemedik. Çektiğimiz oksijen bile hümanist geldi bize. Sanki hayatta tutmak için bizi, yakmadı hiçbir şeyi.


Şimdi ne diyeyim ben? Hangi doğrumu sokmaya çalışayım? Hangi doğruya inandırayım? Ya da ne yazıp, ''aaa evettttt doğruuuu'' dedirteyim? Çıldırıyorum hacı. Cidden çıldırıyorum. Okuduğum onca kitaptan ve saçma sapan milyonlarca şeyden sonra, hiçbir şeyin değişmemesine çıldırıyorum. Hiçbir şeyi değiştirememekten çıldırıyorum. Değiştiremiyorum. Değişmiyor. En fazla da kendimi değiştiremiyorum. ''Ne olacak la...'' diye başlayan cümlem yok benim. Hatta birileri kendini aklamaya çalışırken ''madem öyle neden...'' diye devam eden cümlem bile yok benim anasını sikeyim.

Anlıyor musun?

Lütfen anla!


Sen bunları buraya kadar okuyup belki küfür edersin, ama ben bu bittikten sonra sürekli saçmalıyorum. Buraya yazdıklarım gibi. düşündüğümü hayata geçiremediğim gibi, anca kendi canımı yakıyorum; kızgın bir baba gibi, kindar bir tanrı gibi... neyse ya sikerim böyle işi. Cümle kuramıyorum artık. Hadi eyvallah...




Mesut Cihan Demirel.

17 Ekim 2015 Cumartesi

Huzurevindeki kiralık oda

Merhaba, yolunu kaybetmiş insanlar. Kaç kişiyseniz işte.


Oğlum neydi lan huzur? Allah belamı versin bu sorunun cevabını arıyorum yıllardır. Louis-Ferdinand Celine diye birini duydun mu? Ben keşke duymasaysım lan. Ciddi söylüyorum, her boku merak edip okumasaydım keşke. Cehalet gerçekten çok güzel bir şey. Aslında cehaletten kastım "her şeyi bildiğini zannetmek" veya "bilmediğini çaktırmamak" falan değil. Gerçekten "bilmiyorum ve bilmek de istemiyorum" diyebilecek kıvamdaki cehaletten bahsediyorum. Ama olmadı hiç. Çünkü babam, "bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp" sözünü, sigara komasına giren birinin tek dal sigara bulup özlemle ciğerlerine çekip içmesi gibi empoze etmişti bana. O yüzden ben de her şeyi öğrenmek zorunda hissettim. Babam yalan söyleyemez inancıyla.

Fark etsene kuzen, peygamberler bile tam anlamıyla bir şeyler öğretemeden gitmiş bu dünyadan. Ben neyi tam anlamıyla öğrenebilirim ki?


Konuyu saçma sapan yerlere götürmek niyetinde değilim. Yalnız aradığım sorunun cevabını bulamıyorum. "Gecenin sonuna yolculuk" kitabında "eğer geceleri uyuyabiliyorsanız her şey yolunda demektir" gibi bir söz vardı. Tüm kitap boyunca aklımda kalan tek cümle buydu "her şeye rağmen geceleri uyumak". Bunu öğrendikten sonra geceleri uyumaya çalıştım. Eğer 05.30 geceden sayılıyorsa, o saatten sonra uyuyabiliyordum. İşte aradığım sorunun cevabı buydu.

Neydi soru?
"Huzur nedir?"
Cevap?
"UYUMAK!"

Uzun zamandır uyumaya çalışıyorum. Uyumak için de huzuru bulmaya çalışıyorum. Bu arada da geceleri çalışıyorum. İş anlamında. E moruk, ben nasıl uyuyacağım?


Geçenlerde twittrda üzerinden kendimce bir tespit yapmaya çalıştım ama tespit yaptığım kişinin benim profili takip ettiğini bilmiyordum. Bir insan nasıl bu kadar psikopat olur valla aklım almıyor. Sanki herkes çok normal, bir ben manyağım. Adamla atıştık ve bana "100 de yaşasan benim gibi olamazsın" dedi. Keşke huzuru ona da sorsaydım. Belli ki adam huzuru bulmuş da, Cebrail tarafından gönderilmiş ve bana "al sana huzur  (bkz. Al: nah işareti)" der gibiydi. Ama soramadım. Sormadım olacak o.


Günde en az üç hap almadan hayata devam edemeyecek durumdaki insanları korkutamazsın kuzen. Onlar için zaman, sadece çin işkencesidir. Bu kadardır. Hepimiz anlık mutlulukla motive, anlık acıyla deprem altındaymış gibi oluruz ancak o piçler asla olmaz. Ama o orospu çocuğu ilaçları almadan da duramazlar. Neden biliyor musun? Hâlâ inandığı şeyler vardır. Dile getiremese de, sevdikleri insanlarla üzerini örtmeye çalışsalar da bu gerçek değişmez. Peki, böyle bir denklemde huzurun anlamı veya önemi var mı? Oluyor işte. Çünkü ne kadar yaşayacağını, bununla beraber öldükten sonra da ne olacağını bilmiyorsa insan, huzur çok önemlidir. Niye biliyor musun? O hep aradığı huzur, çöl yolculuğundaki su kadar önemlidir. Eğer olmazsa hep serap görür. Bir şeyin hayali ne kadar güzelse, gerçeğe dönüşmemesi o kadar iğrençtir. Diş ağrısıdır. En iyi deyimle vicdan azabıdır.


Huzur, küçükken evbeveynine sarılıp uyumaktır kuzen. Güvende olduğunu hissetmektir. Büyüyünce ne değişir biliyor musun? Biri sana sorduğunda aklına ilk onun gelmeyişi, bu kadardır. Yaşlı birine gidip soru sor, geçmişten örnek verir. Ha işte ben de öyleyim amına koyim. Hep geçmişten örnek vererek uzatmaları yaşayan ihtiyar gibiyim. Yaşımı soranlara verdiğim cevap karşısında "sen Adem'in ilk çocuğu musun?" esprisi yapılacak kadar yaşlı hissediyorum.


Sana bu amına koyduğumun muhabbeti saçma gelebilir. Hatta "git uyku hapı al yarram" bile diyebilirsin. Çünkü onu da denedim. Sen hiç uyku hapını eline alıp "acaba kaç tanesi öldürür" diye düşünüp "Allah var!" deyip vazgeçtin mi? Siktir orospu çocuğu! Senen fazla facebook profilinde yaparsın bunu. Sen başkalarının acısını kullanırsın. Sen insan mısın, amın feryadı?


Bir süredir uyuyabiliyorum. Fakat bu sefer de "keşke uyumasaydım" diyorum. Neden biliyor musun? Çünkü rüya görüyorum. Sakın normal gibi düşünme. Benim için değil. Kaç insan rüyasında ölü taklidi yapar ve sıçradıktan sonra öldüğünü düşünür? Ya da kaçı babasını (sevdiği kimse ya da) diri diri toprağa gömdüğünü görüp, uyanmaya çalışırken felç geçirir, uyanınca da kapısından gözetleyip orada olduğuna inanmaya çalışır? Rüyada olduğunu bildiği halde acı çeken kaç kişi tanıyorsun? Bunu her uyuduğunda hisseden kaç kişi var?


Dövüş Kulübü'ndeki bebe uyuyamıyordu ve bunun için "acı çekiyorum" diyordu doktora. Doktor da "acı mı görmek istiyorsun? O halde cuma geceleri, testis kanseri olan erkeklerin terapi gruplarına katıl, gerçek acı odur" şeklinde cevap veriyordu. E ben iki türlü de acı çekiyorum. Uyusam dert, uyumasam dert amına koyim. Oğlum halüsinasyon görüyorum lan. Gün boyu süreninden hem de. Uyku ile uyanıklık arasındaki çizgi ne kadar inceyse o kadar keskindir hayat. Bazen uyanık olduğumu öğrenmek için elimi çakmakla yakıyorum. Hissedersem uyanık olduğumu düşünüyorum. Bir şey itiraf edeyim mi? Uyurken bile aynı acıyı hissedebiliyorum.


Dostoyevski'yi sevmem ama güzel bir sözü var. Diyor ki; "Kolomb, Amerika'yı bulunca mutlu olmadı. Ararken mutluydu." Bu söz resmen kafamı dağıttı. Acaba dedim, ben de uykuyu ararken mi mutluydum? Ya da huzurluydum?

Bu tarz düşünceler ağaçkakan gibi deler insanı.


Hayat, uzun bir yolculuğa çıkarken sevmediğin müzikleri telefonuna yükleyip şarjın bitene kadar dinlemeye benzemiyor mu la senin için de? Ben iyiden iyiye böyle düşünüyorum artık. Neyi arasam, bulduktan sonra aramaya başladığım günden daha sancılı hale geldiğimi fark ediyorum. (Uzun bir cümle oldu, idare et)




Doğum da böyle değil mi? Doğumun da sancılı olmadı mı? Anneni yırtıp gelmedin mi, baban da yırtmadı mı anneni seni getirebilmek için dünyaya? E yırtılarak geldiğin dünyada sen ne sik arıyorsun diye sorsana bana? Sor oğlum sor. Ben huzur aradım lan. Yeminle huzur aradım. Bunu bazen bir insanın sesinde aradım, yüzünde aradım, davranışında aradım. Ama olmadı lan. Bir köpeğe sarılıp hissettim geçmişte. Onu da aldılar elimden. Yapanlar da yabancı değildi. Parmak izinden bile tanırım hepsini. (Hatırla geçmişle yaşayan yaşlıyı)



Zaten ne doğru ki? Neyi doğru yapıyoruz, yapıyorsun? Gün içinde ayakta işemiyor musun? Elini kaç yıkıyorsun? Kaç kere fırçaladın dişlerini ömründe? Kaç kere sorguladın kendini uykuya dalmadan önce? Kaç insanı düşündün kan bağını gözetmeden ve kendinden önce?



Hareketli şarkıları acısını gizlemek için dinleyen insan, acı çekmek için müzik dinleyen insandan daha hayırlıdır. (Hadis gibi söz söyledim. Hadi söv)


Huzurevindeki herhangi bir odayım sanki. İçimdeki herkes nefret ediyor orada (içimde) olmaktan. Girildiği andan itibaren, bir daha yaşanmayacak o iyi anıları insanların gözünde canlandıran, insanlık tarihi kadar yaşlı odadan ibaret oğlum içim. Huzurdan değil de gidecek başka bir yeri olmayanların uğradığı, başka bir yer bulunca da hiç zaman kaybetmeden siktir olup giden (terk eden) insanlar için yapılmış (yaratılmış) gibiyim.


Huzurevleri huzur veriyorsa burada ne yapıyoruz la hâlâ? Gülme sakın. Aradım ben. Kiralık odanız var mı diye sordum. Yaşımı sordular. Hissettiğim yaşı söyledim, otel değiliz dediler. Bir de dalga geçtiğimi düşündüler. Hatta polis geldi eve. Çay içtik, anlattım. Onlar da gitti.


Anlıyor musun?


Lütfen anla.


Çünkü sen uyurken, ben bunları yazdım. Olur da okursan, hak verme bana. Oku ve siktir olup git. İçinden, sessizce ve öylece bırakıp...


Bu kadar!





Mesut Cihan Demirel.

16 Eylül 2015 Çarşamba

Halıya kusmanın tadını siyah poşetlerde bulamazsın

Okumaya başlamadan önce "Sagopa Kajmer - Durdur beni" şarkısını açın.


Merhaba.
Eskiden kutu kolayı bitirdikten sonra içine su koyup içerdik ya hatırladın mı? Bir dikişte içerdik ve yanımızdaki arkadaşlar hayretle seyrederdi hani. Yalan da olsa en samimi günler o günlerdi. İlkinden sonra herkes anlardı içinde su olduğunu ama ona rağmen yapmaya devam ederdik. Ancak büyüdükçe saçmaladık. Bu sefer o kutu kolanın içindeki su gibi bizim de içimizideki pisliği bildiğimiz halde rol yapma gereği duyuyoruz. Tuhaf ki, bunu biliyoruz. Bile bile yapıyoruz. Ben artık dayanamıyorum. Zoraki olan bütün davranışların anasını sikeyim. En samimi davranışın "aa bak şuradan ne geliyor" deyip o yöne baktırdığın insanlar, sana doğru döndüğünde burnuna işaret parmağın ile dokundurmakken, şimdilerde "günaydın Banu Hanım, bugün çok şıksınız" klişelerine dönmüştür. Zoraki davranışlar, zoraki iyi görünmeler, zoraki toplumsal ahlak kuralları. Aslında ne kadar pisliksin öyle değil mi? Önünden geçen her kadının önce memesine, devamında götüne bakıp ve sonra da yüzüne zoraki gülümsemeyle içinde "Allah" kelimesi geçen sözler kullanıyorsun değil mi? İnkâr etme ananı sikerim senin.


Yolda yürürken telefona daldığın zamanlar vardır ya, o sırada bir araba geçer yanından ve "kıl payı" kelimesinin anlamı hayat bulur, arabanın sana çarpmasına ramak kala. Şoför sana küfür eder. Sen ona hallenirsin falan. O sinirin amacı nedir bilir misin?

Öldürmediği için mi sinirlidir?

Çarpamadığı için mi?

Çarpamadığı için mi?


Bak şimdi, eğer o araba sana çarpsaydı ne olurdu biliyor musun? Bilme. Ben anlatayım otur da. Araba sana çarpsaydı şoförün panikten eli ayağı titrerdi. Sonra kıyamet götünde patlamış gibi çıkardı arabadan. Gelir yanına, bir şeyin var mı diye sorar eğer bilincin yerindeyse. Yapmacık o hümanist tavırlarla ilk yardım bile yapmaya çalışır. Ee amına koyim, ne oldu o demin anlattığım sinir? Kayboldu. Rol oğlum rol. Orospu çocuğu, seni de düşünmüyor emin ol. Kenan'ın dediği gibi "prosedür gereği çekilen acılar" hepsi amına koyim.


Bu olay, feys gibi yerlerde "bayramdan bayrama" tabiri gibi hortlayan sözde duyarlı amcık ağızlılarla bire birdir. Konuşamıyorum kimseyle. Güvenmiyorum da. Çünkü kendime bile güvenmiyorum artık. Çünkü en çok ben siktim kendi hayatımı. Çünkü herkesi tanıyacak kadar nefret doluyum.





Samimiyet dediğimiz oluşum en fazla birinin anasına sövdüğünde "o yürekten etmiyo ya" demek ve anlamsızca gülmekten ibarettir. Ama kimse aynı eczaneden aldığı bir milyonuncu prezervatifin ardından, eczane sahibinin "Fuat ağbi çileklisini al yenge onu seviyo heehehe" dediğine şahit olamaz. Sınırlar, kapanlar, kurallar, zoraki davranışlar ve esneyen ahlak. Bana nasıl geliyor biliyor musun? Şu dokunmatik telefonlara çekilen jelatinlerin köşesinde kalan küçücük toz tanesi gibi. Görmezden gelsen de orada olduğunu biliyorsun. İçindeki pisliği görmezden gelmen de aynen öyle. Birilerine küfür ederken, aslında onlar gibi olamadığın için sinirlerin bozulduğu gerçeğini kabullenmemen de aynı duruma örnektir. Fakat ben kendimden çok sıkıldım. Yapmacık olamadığım her gün kendime iyilik yapıyorum. Ama anneme, "Maşallah oğlunuz çok efendi" diyen kadına küfretmediğim gün kendimi öldüresim gelmişti.


Acaba Allah'ın olmadığına inanan biri, kendine peygamber gibi davranan insanlara "inşallah.." kıvamlı cümleler kurarken ve maneviyat emerek kene misali yaşamaya devam ederken ne hissediyordur lan? Hemen söyleyeyim, babasının parası olmadığı için pazardan aldığı çakma nike tişörtü arkadaşlarına "götünü satsan alamazsın" esprileri eşliğinde hava atan piçler gibi hissediyordur. Tıpkı feyste durumlarında Allah kitap yardırıp özelde kadınları yalayan orospu çocukları gibi. Ya da türbanlı fotoğraflar atıp özelde "sevişelim, kasığını öperim" yazan kaşarlar gibi. Herkes gibi. Hepimiz gibi. Bizim toplum ahlakını bozmak için internet kablosu yeterlidir. Ya da son model telefon. Sizinle aynı yönden bakamadığım için kendimin amına koyim. Orospu çocukları dengemi bozdunuz. Ruhunuzu sikeyim sizin. Olmak istemediğim şekilde yonttunuz beni. Buna da izin verdiğim için götümden siksinler beni. Şuraya yazmak, uzun bir kabız döneminden sonra bağırsakları tamamen boşaltana kadar sıçmak gibi rahatlatsa da, o da anlık oluyor artık sadece. Saniyelik. Yazı bitmeden geçiyor o his. Ama en azından yazabiliyorum diye avunuyorum. Avuntularımı da sikeyim. Her şeyi ta götünden sikeyim.


Siktir git.






Mesut Cihan Demirel.

2 Eylül 2015 Çarşamba

Herkes matematik öğretmenidir

Naber la? Keşke ben de senin gibi "iyi" diyebilsem, ama diyemiyorum. Moralim çok bozuluyor yalan söyleyince. Bazıları yalan söyleyince kendini eleverir. Ben de öyleyim. Birilerine uzun uzun bir şeyler anlattığımda "anlamadım" derse ve ben ikinci defa anlatamazsam biliyor ki yalan. İşte bu da en gereksiz bilgiler dalından verdiğim sayısız örneğin meyvelerinden biriydi. Saygılar.


Geçen yazıda "öncelikle şunu söyleyeyim... diye başlayan her cümle dayatmadır" demiştim ya şimdi o sözümü yalamadan öncelikle söylemek istediğim birkaç şey var. Onları söyledikten sonra bugünkü "anlamsız şeylerden mana çıkarma sanatı" ifa etmeye devam edeceğimden hiç şüpheniz olmasın. Ya bu cümleyi bitirirken blog için gün içinde tuttuğum nüshaların üzerine meyvesuyu döküldü. Hay sikeyim.


Okumaya çalışma, buraya zaten temize çekip yazıyorum onları. Bak da gör, senin için nelere katlanıyorum. (Bu gözüm bozuldu diyenlere ithafendi) Emeğe saygı çığırtkanlığı yapmayacam rahat ol. Çünkü emek sikinde değil biliyorum. (Hatırla bu sözü aşağıda)


Moruk, öncelikle şunu söylemek istiyorum; senin kim olduğunu bilmiyorum, adını da bilmiyorum, cinsiyetini de, hatta neden okuduğunu da, benim hakkımda ne düşündüğünü de bilmiyorum, kısacası seni tanımıyorum. Ama varlığını biliyorum. Nasıl mı? Bu blogda yeni bir şey öğrendim. Yazdığım başlıkları kaç kişinin okuduğunu gösteren bir sayaç var paylaşmının olduğu e-mailde. Sayı azımsanacak derecede olmasa da beni başbakan yapmaya yetecek oy kadar yok. (Manyağın biri 300 kere girmiyorsa tabii. Hihih.) O nedenle eğer bu yazıyı okuyorsan elindeki silahı alnıma dayayıp beni sevdiğini söylemeni istiyorum. Çünkü ben seni seviyorum. Bu blogu hangi niyetle okursan oku cidden seviyorum seni. Düşmanım olmadığı (en azından ben bilmiyorum) için gönül rahatlığıyla "seni seviyorum" diyebiliyorum. Hiç okumadan küfür eden sığırdan, yazdıklarımı sonuna kadar okuyup içinden kaptığı şeylerle kendi de bir şeyler yazan insan evladı daha hayırlıdır. Çünkü yeni bir düşünce atabilir ortaya. Kutsal kitabı okuyup kendi düşüncesiyle ateizmi yaratan adan gibidir o, gözümde. Teşekkür ediyorum hepinize. Kaç kişiyseniz artık.



Bu blogu açmamın sebebi "içimdeki pisliği dökmekti". Dökmek için de böyle bir yer lazımdı. Hem kaybolmssın, hem de düzgün olsun anafikriyle. Önce Yuja bana tumblr açtı. Orası ergence geldiği için blog aç dedim. Çünkü ben bilmiyordum blog açmayı. Yuja da orası html, veri tabanı ve komutlu çalışıyor falan deyince, hepimizin o "teknik cümle profesyonelliktir" düşüncesine ben de kapıldım ve merak edip açmayı denedim. En fazla açamam la diyerekten ve de aklımdan "çok kurcalarsan kafan karışır" cümlesini çıkarmadan. Açtım blogu. Bir baktım milyonlarca tema var, hemen en gösterişsiz olanını aldım ve siyah üzerine beyaz fontu yapıştırdım abisi. Bilerek veya isteyerek değil ha, sırf gösterişsiz olsun diye. Benim bilgisayarda göz yorulmasını engelleyici bir parlaklık kısıcı var. Onun sayesinde gözü yorduğunu fark etmedim. İyi ki de fark etmedim. Ben yazarken ruhumun ayarını bozuyorsam, sen de gözlerini feda edeceksin psikopat çocuk. Her neyse. Sadece kendine olan Arşiv bölümü haricinde de tek bir ekleme yapmadım. Çünkü bir şeyin her bokunu bilirsen "işin orospusu" olursun. Gerek yok. Yeni evliler gibi zamanla çözeceğiz birbirimizi. Daha yeni "blog ölçer"le tanıştım. Hayret ettim. Acaba bu sayılar ne işe yarıyor la diye sorarken aklıma geldi. Lütfen yan sekmede Demet Akalın'ın Evli Mutlu Çocuklu şarksını açar mısın Youtube'dan.

Aç da sikeyim seni.



Evet bu kadar lak lak yeter hanımevladı. Tekrar merhaba. Dayatmaları ve bildiğin doğruları unut. Sıfırdan başlıyoruz. En baştan keşfederek ve beynini kullanarak varacağız sonuca. Ben seninkini kullanmayacağım, çünkü pedofili değilim, çocukları kullanamam. Hehehe. İğrencim amına koyim ya.


Buraya gelmenin sebebi vaat değil mi? Ama sana hiçbir vaat etmiyorum. Hatta "bu yazıyı okuma. Sana okuma dedim. Okursan her şey kötü olacak senin için..." gibi şeyler yazıp en alta da "bazen korkularının üzerine gitmelisin. Bu gün bunu öğrettim sana..." argümanlarıyla farkındalık da satmıyorum. E niye giriyorsun? Neden okudun buradakileri? Kendini rahatlatmak için mi? Niye abicim niye? Sebebi ne? Nietsche miyim lan ben! Siktir git.


Not: kölelik, rant için satılan insanlıktan daha onurludur.


Devam edelim...
Ben buraya hep ağlayıp sızlıyorum, ama sana güçlü cümleler kurmaya çalışıyorum. Belki git intihar et diyorum sana, belki n'olur elimi tut diyorum. Ama asla ortasını söylemiyorum.


Not 2: insanoğlu ya Nikola Tesla'dır, ya da Thomas Edison'dur. Ortası yok. Etliye sütlüye karışmam diyen ya orospu çocuğudur, ya da içten içe Edison'dur.



Devam devam...
Mevlana'ya son halife muamelesi yapmaktan farksızdır moruk okumadan birilerini eleştirmek. Tıpkı Tanrı'yı suçlamak için yarattıklarını eleştirirken kendini görmemesi gibi. Kendini gör, eğer halinden memnunsan ve bunun için şükretmiyorsan kimseyi eleştiremezsin. Şükreden insan da "kabullenme"yi bilir ve sesini çıkarmaz. Bu büyüklüğü de ne anlarsın, ne de okuduğun kitaplar sana anlatabilir.


Not 3: din ile bilimi sürekli sikiştiren insanlar, ikisi hakkında da bir sik bilmez.



Küçükken düşündüğüm şeylerden biri "Allah'ın bozuk verdiği insanları doktorlar düzeltebiliyor da, neden bizim bozduğumuz insanları O düzeltemiyor?" Sorusuydu. Bak cidden samimi bir soruydu benim için. Çünkü dişlerim yamuktu. Ortodonti'de yapılıyordu en bozuğu bile. Bacak mesela. Doğuştan yamuksa ortopedi bölümünde fizik tedavi yöntemiyle düzeltiliyordu. 13-14 yaşlarında bunu düşünüyordum. Şimdi ise kafama kaval kemiğiyle vuruyorlar gibi hissediyorum. Ayrıca kalça kemiği betondan serttir. Teknik bilgi veriyorum ki cahil sanmayın. 
(Bknz. G.O.R.A)



Not 4: 9000 serisi 9001 serisi kadar iyi değil kanka. (Bknz. Teknik bilgi)



Eğleniyor musun kanka?
Bak şimdi biraz daha güzel şeylerden konuşmayalım. Şimdi moruk, şu sanalda hümanist takılan insanlar bunu neden yapar ben de aynı cümlelerle açıklayayım sana biraz. Çöplerden malzeme çıkarıp satıp ekmek parasını çıkaran insanlar var ya, hiç onlarla konuştun mu? Ben konuştum. Hem de üç gün önce akşam balkonda elimde elmalı soda varken onu fark edip, bir tane de ona alıp karşıdaki durakta içip konuştuk. Acayip kafa adamdı. (Bunu, helal reyiz* adamsın başgan* gibi yarak kürek övgülerinle tatmin olmak için demiyorum. Ananı sikeyim öyle diyorsan.) Şimdi o amına koduğumun hümanistleri var ya, AVM'ye alınmayan inşaat işçisi için neredeyse kan davası güdeceklerdi hani. Şimdi git tarihini veya o işçinin adını sor bilen çıkarsa ben de götümü siktirecem amına koyim. Google'dan ayet indirip paylaşan orospu evlatları sana neyi söyleyebilir lan, dalyarak mısın? İşte bu kadarlar oğlum. "Kitaplardaki insanlar daha samimi yhaa" diyen at yarrakları, sana neyin cevabını verebilir lan? Egosunu ütülediklerim.


Not 5: Aynı cümle olmadı lan tüh. Sen yine de ilk önce 2+2'den başla, sırasıyla Roma'yı kim yaktı, Vatan bizim neyimiz, son halife kim, İstanbul'u kim fethetti... tarzında sor. (Eğitim sistemini protesto etmek amaçlı yaptığı film serisi için Rıfat Ilgaz'ın toprağına kurban olayım.)



Ya la ve yala ayrı anlamlara gelir. Tıpkı şöyle... gibi benzetmelerime kurban ol orospu çocuğu sen. Neyse devam...
Bir benzetme yapacağım kardeşim iyi süzmeye çalış. Küçükken bir kayısı için kafamı yarmıştım. Kayısı ağacının dibinde olgun kayısılar vardı ama ben gözüme dalındaki kayısıyı kestirmiştim. Almak için ağaca çıkmam gerekyordu fakat tehlikeliydi. Yine de yaptım. Hepimiz yaparız zaten. Çıktım ve düştüm. Dedem geldi, yerlerde olmuşu varken niye çağla olanını yiyorsun evladım, diye sordu. Onu istiyorum dedim. Dedem de eline sopa alıp ağacın dalını eğdi ve onu bana verdi. İnamılmaz ekşiydi ve bir ısırık alıp önce kayısıyı fırlattım, sonra ağzımda kalan kısmını tükürdüm. Dedem haklıydı. Neden yanlış olanın peşine düştüğümü anladım tabii sonra. "Gösterişli" olduğu için. Hayatımız da böyle kuzen. Hep yanlışların peşindeyiz. Doğru olanı görmüyoruz, çünkü ilgimizi çekmiyor. Basit geliyor. Doğru demek basit ve anlaşılır demek. Herkes anlar, bazıları anladığını anlamak istemez.


Anlıyor musun?



İtinayla devam ediyoruz...
Şimdi insanlar neden o AVM'deki olayı hatırlayamaz biliyor musun kardeşim? Çünkü işin içinde "kendisi" yokturdur. Bilirsin örneğim bitmez benim. Hepimizin işi gücü vardır. Ya da önceden çalıştığı yerler falan. Olmayanlar da iyi okusun, çalıştıklarında gereksiz hümanist olmasınlar. Hiç kimse işin içinde "kendisi" yoksa bir şeyi savumaz. Daha doğrusunu söyleyeyim "gerektiği" gibi savunmaz. Nefret ettiğin bir yerden çıkınca (kurtulunca) orada haksızlığa uğrayan insanlar için ne yaptın? He yarrağım, dernek açtın. Neyse. 2009-2011 yılları arasında askerdeydim. Orada herkes bir şeyleri düzeltmek için çırpınırken... şaka lan şaka, "torun" olduğu dönemlerde kendine yapıldığını düşündüğü haksızlığın tıpkısının aynısını "dede" olunca kendisi de yapar. Hepimiz yaptık ansını sikeyim. En fazla ne gelir elinden biliyor musun kardeşim? "Bizin bir piç dede vardı, çok orospu çocuğuydu yaa" dersin. Dilinden geliyormuş, elinden değil. En fazla bunu yaparsın. Ötesi yok. İşte o AVM'de olan haksızlığa da "yöneticileri işten almak lazım, imza toplayalım arkadaşlar, boykot edelim" der, hiçbir sikim yapmazsın.


Not 6: hadi ya, Türkiye'ye geldi mi? (Anlarsan)



Geri zekalı insan neden değişir biliyor musun? Etrafı için. O üstteki AVM olayı da "insanlar benim ne kadar duyarlı olduğumu görsün ve bilsin" amacı güder. Her cuma günü "cumaya gitmeyen erkek vurduruyordur" paylaşmı atan insanın, birer gün arayla "pembe pantolon giyen erkekle olmaz" ve "işçiler onurumuzdur" paylaşımı atmasını samimi buluyorsan yukarıda yazdıklarımı unut gitsin. Sonrasını da okuma zaten. Abi şu sanalda "doğru düzgün bilgi" dışında paylaşım yapmayın n'olur. "Kokun diyorum, cennete kanıttır" yazdığın kız/erkek için ertesi gün "orospu/çocuğu" yazmayı n'olur bırak. Lütfen.


Kapanmayı "Allah'ın emri" deyip "moda" tutkusuyla yaşama. Makyaj malzemesinin adlarını ayetlerden çok bilip din çığırtkanlığı da yapma.


Sen de her "kötülüğü" dine bağlama çocuğum. Mallaşma.




"Sike sike" tabiri nedir biliyor musun kuzen? "Alternatif yok" demektir. Ama sen o kadar alternatif arasında gidip en saçma olanını seçer ve savunursan yozlaşmaya mahkumsun demektir. Hem de sike sike. Bunu neden söyledim biliyor musun? Artık çıkış yoluna doğru yürümekten vazgeçtim. Hem de "bile bile". Şöyle düşün, popüler bir dizide "asıl kahraman" ölürse dizi biter değil mi? Çünkü anlamı kalmaz. Ha işte, benim dizimin senaristi öldü lan. Yazan adamı öldürdüm ben. Kahramanını çarmıha gerdiler. Bir amacım yok artık. Süt dişin düşünce araya sokmaya çalıştığın dilin gibi soktular hayatıma benim. Ama buna rağmen sana inandığım doğruları söylüyorum. İçimden gelmeyen süslü cümleleri de yırtıp atıyorum, ki onlar bile sözde yazarım diye geçinen popüler gavatlardan çok daha iyiydiler.


Başlığı neden "herkes matematik öğretmenidir" yaptığımı kısaca anlatmaya çalışıp, konuya bağlayıp, sona geleceğiz. Abi bu dünyada herkes matematik öğretmenidir, çünkü birbirlerine toplamayı, çıkarmayı, çarpmayı ve bölmeyi öğretirler. Önce sizi etrafına toplarlar, kendikerinde olanı çıkarıp size bölerler, sonra da kapıyı çarpıp giderler. Hayat hesap kitap işidir moruk. Hesapların uymazsa boşlukta kalırsın ve o boşluğu da daha büyük boşluk açması için kitabına uydurmaya çalışırsın. Her insan önce yamadır, boşluk doldudur. Sonra o boşluğa başkasını uydurmaya çalışır. En sonunda da aslında hiçbir boşluğun dolmayacağını bilir. (En azından nefes alırken) Çünkü boşluk dolarsa, Palahniuk'un Tıkanma kitabında bahsettiği "beklemek" eylemsizlik eylemi kalır geriye. O zaman da diri veya ölü olmanın hiçbir farkı yoktur. Zira kıyamet her türlü gelecek.


Not 7: "doğru" insan; değişmek için bir şeyler yapmaz, değiştiğini fark ettiği için yapması gerekeni yapar. Kaygısı da bu yönde olur.



O kadar darbeye rağmen hala doğru olanı yapmanın en mantıklı açıklaması nedir biliyor musun? Doğru bildiğini yaptığın için seni yanıltan insanlardan "doğru" sorumlu değildir. Doğru olan her yerde doğrudur. Savunman da bu yönde olmalı. Çünkü not 7'de bahsi geçen "değişim"in asıl sebebi doğruların sorgulanmasıdır.



İnançsızlık "ispat" derdine neden düşer biliyor musun?


Not 8: Yıkım Projesi'nin son kuralı; "soru sormamak" olan birinci kural, son kuralda da aynen geçerlidir.




Bu kadar. 








Mesut Cihan Demirel.